<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>17Canakkale.Net &#187; Çanakkale Tarihi</title>
	<atom:link href="http://www.17canakkale.net/category/canakkale_tarihi/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.17canakkale.net</link>
	<description>Çanakkale Hakkında Herşey</description>
	<lastBuildDate>Sat, 24 Jul 2010 00:34:58 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0</generator>
		<item>
		<title>Çanakkale Türküsü&#8217;nün Öyküsü</title>
		<link>http://www.17canakkale.net/canakkale_turkusu.html</link>
		<comments>http://www.17canakkale.net/canakkale_turkusu.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 01 Jan 2010 01:51:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>17Canakkale.Net</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çanakkale Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[aynalı]]></category>
		<category><![CDATA[canakkale]]></category>
		<category><![CDATA[çarşı]]></category>
		<category><![CDATA[hikayesi]]></category>
		<category><![CDATA[içinde]]></category>
		<category><![CDATA[nün]]></category>
		<category><![CDATA[ortaya çıkışı]]></category>
		<category><![CDATA[öyküsü]]></category>
		<category><![CDATA[türküsü]]></category>
		<category><![CDATA[vurdular beni]]></category>
		<category><![CDATA[yayılışı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.17canakkale.net/?p=338</guid>
		<description><![CDATA[“Çanakkale Türküsü” nün Doğuşu veya Yakılışı Öncelikle türkü yakmak ne demektir? Bir türkü niçin yakılır veya doğar? Bu soruların cevabını verelim. Çünkü genel olarak bir türkünün yakılış gerekçesi Çanakkale Türküsünün de meydana gelme nedenini bünyesinde barındırmaktadır.Şairlik iddiası olmayan kimselerin, şahısları veya toplulukları duygulandıran çeşitli olayları terennüm etmek üzere türkü meydana getirmeleri işine “türkü yakmak” meydana [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>“Çanakkale Türküsü” nün Doğuşu veya Yakılışı</strong></p>
<p>Öncelikle türkü yakmak ne demektir? Bir türkü niçin yakılır veya doğar? Bu soruların cevabını verelim. Çünkü genel olarak bir türkünün yakılış gerekçesi Çanakkale Türküsünün de meydana gelme nedenini bünyesinde barındırmaktadır.Şairlik iddiası olmayan kimselerin, şahısları veya toplulukları duygulandıran çeşitli olayları terennüm etmek üzere türkü meydana getirmeleri işine “türkü yakmak” meydana gelene de “yakım” denilmektedir. Pek çok olay türkü yakılmasına sebep olabilir. Bu olaylar bütün bir milleti ilgilendirecek kadar büyük nitelikler taşıyabileceği gibi, dar çevrelerde meydana gelen cinsten de olabilir. Aşk, gurbet, ölüm, seferberlik, tabi afetler, oymak kavgaları, eşkıya baskınları, bir kalenin düşmesi, vatanın bir parçasının elden çıkması gibi sosyal olaylar; sevda, talihe kızma, şansa küsme gibi duygular türkülerin doğuş şartlarını hazırlayan sebeplerin başında gelir. Kısaca, hayatın çeşitli safhalarında, teker teker şahıslar vey abelli bir muhit yahut bütün bir millet üzerinde derin tesirler bırakmış vakalara ait türküler meydana getirilebilir.</p>
<p>Özetle, toplumu yakından ilgilendiren bir takım olayları yaşamış veya gönlünde duymuş bir sanatçı ( ruhu sanatçı olan kişi, aşık, halktan biri) hafızasındaki şiir ve ezgilerinde yardımıyla yeni bir türkü yaratır. Böylece türkü yakılmış olur. Yakılan türkü ağızdan ağza geçerek zamanla bazı değişikliğe uğrar. Bu sırada çoğu türkülerde olduğu gibi türküyü ilk yakanın kim olduğu unutulur gider.</p>
<p>Çanakkale türküsünün yakılışı da bahsettiğimiz şartlardan farklı değildir. Bu türkü Türk insanının hafızasında derin izler bırakmış bir olayın, yani büyük bir savaşın atmosferinde meydana gelmiştir. Dolayısıyla bu türkünün bir doğuş zamanı vardır. Ancak Çanakkale türküsünün doğuş zamanına ilişkin bilgiler şu soruları sormamıza neden olmaktadır.</p>
<p>Çanakkale Türküsü ne zaman doğmuştur? Yani bu türkü Çanakkale Savaşları başlamadan önce mi yoksa harp sırasında mı yakılmıştır? Aslında bize bu soruları sorduran elimizdeki bir mektuptur. Söz konusu mektup Emrullah Nutku’nun “Çanakkale Şanlı Tarihine bir Bakış” adlı eserinde yer almaktadır. Mektubu yazan Emrullah Nutku’nun kardeşi Seyfullah’tır. 1903 doğumlu olan Seyfullah savaşın arifesinde Çanakkale Sultanisi (lisesi) 1. sınıf öğrencisidir. Seyfullah, Çanakkale’den gönderdiği ve üzerinde 29 Eylül 1914 tarihi yazılı olan mektubunda şöyle der:<span id="more-338"></span></p>
<blockquote><p>Sevgili Anneciğim,</p>
<p>Canımıza tak diyen iki yıllık gurbet hayatından artık kurtuluyoruz. Sana ve aileme kavuşacağım için seviniyorum.</p>
<p>Mektebimizi alıyorlar., hastane olacakmış, bizi de İstanbul’daki mekteplere dağıtacaklarmış. Hocalarımızın çoğu da askerlik hizmetine gidiyorlar, büyük sınıflar da gönüllü yazılacaklarmış. Bugün Türkçe hocamız sınıfa geldi, ama çok kalmadı, bize veda etti. Bize; “Zamanı gelince cephede yapılacak vatan hizmetinin mektepte yapılan hizmetten kutsi olduğunu” söyledi.</p>
<p>Birkaç günden beri Çanakkale sokaklarından askerler geçiyor. “Çanakkale içinde Aynalı Çarşı, Anne ben gidiyorum düşmana karşı” şarkısını söylüyorlar. At üstünde zabitler, top arabaları, mekkâre ve deve kervanları sokağımızı doldurdu. Harp olacakmış. İngiliz ve Fransız harp filoları boğazın dışında dolaşıyormuş. Buraları bombardıman edeceklermiş. Bu bombardımanı görmek isterdim, ama yakında Çanakkale’den ayrılacağız. Ama size kavuşacağım ben.</p>
<p>Beybabamın, sizin ellerinizi öper kardeşlerime selam ederim.</p>
<p>Oğlunuz Seyfullah.</p></blockquote>
<p>Mektuptan öğrendiğimize göre henüz Çanakkale savaşı başlamadan önce Çanakkale’de harbe hazırlanan askerler tarafından Çanakkale Türküsü söylenmektedir. Bu da bize türkünün doğuş zamanını harp öncesine götürmemiz gerektiğini haber vermektedir. Türk müzik tarihi ve halk türküleri üzerine önemli çalışmaları bulunan Mahmut Ragıp Kösemihal’in görüşleri de bu belgeyi destekler mahiyettedir. Kösemihal, Musiki Mecmuası’nda bu türkünün Çanakkale Savaşları sırasında yeniden hazırlanmış ve zamana uygun mısralar araya katılmış bir türkü olduğunu, asıl türkünün “ilk iki kıtadan anlaşıldığı gibi” (Çanakkale içinde vurdular beni/Nişanlımın çevresiyle sardılar beni; Çanakkale içinde aynalı çarşı/Ana ben gidiyorum düşmana karşı) daha eski olup Çanakkale’de öldürülen bir delikanlının ağzından yakılmış bir ağıt olduğunu hatta Bay Vahit Lütfi’nin bu türkünün 1. Dünya Savaşı’ndan çok önce söylendiğini kendisine anlattığını bildirir.</p>
<p>O zaman bu bilgiler ışığında şimdilik şöyle bir ara tespitte bulunabiliriz; Çanakkale Türküsünün meydana gelmesi savaş öncesine kadar uzanır. İlk iki kıtadaki sözler de bu kanaatimizi doğrulayan işaretlerdir.</p>
<p>Araştırmalarımız sırasında bulduğumuz başka belge ve bilgiler ise bu türkünün savaş başladıktan sonra meydana geldiği yönündedir. Şimdi de sırayla bunlara bakalım.</p>
<p>Şamlı Selim tarafından 1915 yılında yayımlanan ve üzerinde Risale-i Musikiyye yahut Musiki Gazetesi yazan eserin on üç numaralı nüshasında şu ifadeyi okuyoruz. Çanakkale Marşı bestekarı Kemani Kevser Hanım .</p>
<p>Kevser Hanım tarafından bestelendiği belirtilen ve ikişer mısralı on iki bentten oluşan marşın sözleri şöyledir:</p>
<p><strong>Çanakkale Kahramanlarının Hatırası</strong></p>
<p>Atar çavuş atar vururlar seni</p>
<p>Ölmeden mezara koyarlar seni</p>
<p>Of gençliğim eyvah</p>
<p>Çanakkale içini duman bürür</p>
<p>Kırk altıncı fırkanın namı yürür</p>
<p>Of gençliğim eyvah</p>
<p>Çanakkale içinde dolu bir testi</p>
<p>Analar babalar ümidi kesti</p>
<p>Of gençliğim eyvah</p>
<p>Çanakkale içinde sıra serviler</p>
<p>Altında yatıyor aslan şehitler</p>
<p>Of gençliğim eyvah</p>
<p>Çanakkale boğazı dardır geçilmez</p>
<p>Kan olmuş suları bir tas içilmez</p>
<p>Of gençliğim eyvah</p>
<p>Çanakkale içinde bir sarı yılan</p>
<p>Osmanlının tayyaresi durdurur divan</p>
<p>Of gençliğim eyvah</p>
<p>Çanakkale sende vurdular beni</p>
<p>Nişanlımın mendiline sardılar beni</p>
<p>Of gençliğim eyvah</p>
<p>Çanakkale sende yatar bir selvi</p>
<p>Kimimiz nişanlı kimimiz evli</p>
<p>Of gençliğim eyvah</p>
<p>Atar İngiliz atar pişman olursun</p>
<p>Kan alıcı fırkaya kurban olursun</p>
<p>Of gençliğim eyvah</p>
<p>İstanbul’dan çıktım başım selamet</p>
<p>Çanakkale’ye varmadan koptu kıyamet</p>
<p>Of gençliğim eyvah</p>
<p>Çanakkale seni duman bürüdü</p>
<p>Ali Kemal Bey’in namı yürüdü</p>
<p>Of gençliğim eyvah</p>
<p>Tayyare ile uçarız, dağlar aşarız</p>
<p>Bize tayyareci derler, düşmanları yıkarız</p>
<p>Of gençliğim eyvah.</p>
<p>Sözlerin üstünde yazan “ Çanakkale Kahramanlarının Hatırası” ibaresi, bize bu marşın Çanakkale’deki askerlerimizin kahramanlıklarının hatırasını yaşatmak amacıyla bestelenmiş olduğunu düşündürmektedir. Zira Çanakkale Harbi sırasında Harbiye Nezareti’nin teşvik ettiği “harp edebiyatı” kapsamında kimi şiirlerin marş olarak besteletildiğini biliyoruz.</p>
<p>Harbiye Nezareti bu kampanya dahilinde Çanakkale’deki askerlerimizin kahramanlık ve fedakarlıklarını anlatan eserlerin yazılmasını teşvik etmiş hatta bu maksatla Temmuz 1915’de edebiyatçı, müzisyen ve ressamlardan oluşan bir heyeti Çanakkale harp sahasına götürmüştür.</p>
<p>İşte bu kampanya dahilinde yazıldığını düşündüğümüz ve yine bugünkü Çanakkale Türküsünün sözlerini hazırlatan bir diğer şiir Destancı Mustafa’ya aittir. Destancı Mustafa’nın tek sahife halinde bastırıp “30 Para’dan sattığı “Çanakkale Şarkısı’ biraz daha uzun olup ondört kıtadan oluşmaktadır. Bu şiirden de birkaç mısra okuyalım:</p>
<p><strong>Çanakkale Şarkısı</strong></p>
<p>Çanakkale’sine vardım selamet</p>
<p>Anafartalar’da koptu kıyamet,</p>
<p>Nakarat</p>
<p>Anafartalar’da oldu kıyamet</p>
<p>Çanakkale’sinde büyük çarşı</p>
<p>İşte ben gidiyorum düşmana karşı</p>
<p>Nakarat</p>
<p>Borular çalıyor ileri arşı</p>
<p>Çanakkale’sinde bir uzun servi</p>
<p>Kimimiz taşralı kimimiz yerli</p>
<p>Nakarat</p>
<p>Askerde rahatla geçirdik devri</p>
<p>Çanakkale’sinde bir yeşil direk</p>
<p>Ölen düşmanlara sevinmek gerek</p>
<p>Nakarat</p>
<p>Harbin dehşetine dayanmaz yürek</p>
<p>Çanakkale’sinde yapılır testi</p>
<p>Düşmanlar çekilip ümidi kesti</p>
<p>Nakarat</p>
<p>Kahraman askerin yorulmaz desti</p>
<p>Çanakkale’sinde sıra serviler</p>
<p>Sanki yağmur gibi iner mermiler</p>
<p>Nakarat</p>
<p>Düşmanın üstüne düşer mermiler</p>
<p>Çanakkale’sinde elektrikler</p>
<p>Kumanda ediyor liva ferikler</p>
<p>Nakarat</p>
<p>Düşman cesediyle doldu tarikler</p>
<p>Çanakkale’sinde büyük çınar</p>
<p>Duymasın anam ölürsem yanar</p>
<p>Nakarat</p>
<p>Sağ kalır isem her daim anar</p>
<p>Çanakkale’sinde sıra söğütler</p>
<p>Zabitler bir yandan asker öğütler</p>
<p>Nakarat</p>
<p>Vadesi gelerek ölen yiğitler</p>
<p>Çanakkale’sinde akıyor dere</p>
<p>Hesapsız düşmanlar döküldü yere</p>
<p>Nakarat</p>
<p>Bomba yarasıyla açıldı bere</p>
<p>Çanakkale’sinin çoktur furunu</p>
<p>Osmanlı askeri arslan torunu</p>
<p>Nakarat</p>
<p>Asla unutulmaz Arıburnu</p>
<p>Çanakkale’sinde toplar inliyor</p>
<p>Topların sesini herkes dinliyor</p>
<p>Nakarat</p>
<p>Topçular düşmanı görüp mimliyor</p>
<p>Çanakkale’sinde yanar löküsler</p>
<p>Kahraman askerler durmaz göğüsler</p>
<p>Nakarat</p>
<p>Korkarak kaçar hemen öküsler</p>
<p>Çanakkale’sinde kurulur Pazar</p>
<p>Aslan askerlere değmesin nazar</p>
<p>Nakarat</p>
<p>Ecel geldi ise kısmetimde yazar.</p>
<p>Destancı Eyüblü Mustafa Şükrü Efendi’nin şiiri ile Kevser Hanım’ın bestelediği sözler arasında da kimi benzerliklerin olduğu görülmektedir. Özellikle şu dizeler arasındaki yakınlık oldukça dikkat çekicidir:</p>
<p><span style="color: #0000ff;">Çanakkale’sine vardım selamet</span></p>
<p><span style="color: #0000ff;">Anafartalar’da toptu kıyamet</span></p>
<p><span style="color: #0000ff;">(Destancı Mustafa)</span></p>
<p>İstanbul’dan çıktım başım selamet</p>
<p>Çanakkale’ye varmadan koptu kıyamet</p>
<p>(Kevser Hanım Bestesi)</p>
<p><span style="color: #0000ff;">Çanakkale’sinde yapılır testi</span></p>
<p><span style="color: #0000ff;">Düşmanlar çekilip ümidi kesti</span></p>
<p><span style="color: #0000ff;">(Destancı Mustafa)</span></p>
<p>Çanakkale içinde dolu bir testi</p>
<p>Analar babalar ümidi kesti</p>
<p>(Kevser Hanım Bestesi)</p>
<p><span style="color: #0000ff;">Çanakkale’sinde bir uzun servi</span></p>
<p><span style="color: #0000ff;">Kimimiz taşralı kimimiz yerli</span></p>
<p><span style="color: #0000ff;">(Destancı Mustafa)</span></p>
<p>Çanakkale sende yeter bir selvi</p>
<p>Kimimiz nişanlı kimimiz evli</p>
<p>(Kevser Hanım Bestesi)</p>
<p>Aslında bu benzerlikler geleneğin ortak olarak kullandığı ve pek çok halk şiirinde de rastlayabileceğimiz söz kalıplarından kaynaklanmaktadır. Çünkü halk şiiri ve türküleri meydana getirilirken daha önce bilinenlerden ‘söz kalıpları’ alınır adeta yenilere monte edilir. Bu yüzden yeni türkülerde mevcut ses ve söz kalıplarından sıkça faydalanıldığı görülür. Değişik türkülerden aldığımız şu örnekler buna birer kanıttır:</p>
<p>1897 Türk-Yunan Harbi ile ilgili bir türkünün şu dizelerinin daha sonra da kullanıldığı anlaşılmaktadır:</p>
<p>(….)</p>
<p>Yunan’ın içinde bir sıra selvi</p>
<p>Kimimiz nişanlı kimimiz evli</p>
<p>Sılada bıraktım saçları telli</p>
<p>‘Köy Halk Türküleri’ adlı kitaptaki türkülerin birinde rastladığım şu dizeler bir hayli tanıdık geliyor.</p>
<p>Isparta’dan çıktım başım selamet</p>
<p>Köy yoluna döndüm koptu kıyamet.</p>
<p>Hasan Ali Yücel’in “ürk Edebiyatına Toplu Bir Bakış” isimli eserinde gördüğüm bir halk şiirindeki şu mısralar da oldukça dikkat çekicidir:</p>
<p>Karakoldan çıktım yan basa basa</p>
<p>Ciğerlerim toptu kan kusa kusa</p>
<p>(…….)</p>
<p>Yarin çevresine sardılar beni, Erdoğan Gökçe, “1897 Türk-Yunan Savaşlarında Yakılan Türküler”, Folklor Araştırmaları, Nu:303, Ekim 1974, s. 7119,7121</p>
<p>Ölmeden toprağa koydular beni,</p>
<p>Vay koydular beni!&#8230;&#8230;.</p>
<p>Örnekler daha da çoğaltılabilir. Bu türkülerdeki bazı söz kalıplarının Çanakkale türküsünde kullanıldığı açıktır. Bu noktada yukarıda yaptığımız tespitimize bazı ilaveler yapabiliriz: Çanakkale Harbi sırasında bestelenen “Çanakkale Marşı” yazılan “Çanakkale Şarkısı”, veya yakılan Çanakkale türküsü” tamamen orijinal olmayıp kendinden önceki halk şiiri birikiminden izler taşımaktadır. Bu durum bir eksiklik değil halk şiirlerinin/türkülerin meydana gelme sürecinde gelenekteki devamlılığın tabii bir sonucudur. Dolayısıyla bu bilgiler Çanakkale türküsünün harp öncesi doğmuş olduğu yönündeki düşüncemizi biraz daha kuvvetlendirmektedir.</p>
<p>Çanakkale türküsüne ilişkin bulduğumuz ve Sabah gazetesinde 1916 yılı başlarında yayınlanan bir diğer metin de Flarinalı Nazım’ım kaleme aldığı “Çanakkale Türküsü” adlı şiirdir. Ancak bu şiirin adının dışında bugünkü türkü ile bir ilgisi yoktur. Şiirin yanına yazılan nottan öğrendiğimize göre bu şiir bestelenmek ümidiyle yazılmıştır.</p>
<p>Çanakkale türküsünün doğuş zamanına ilişkin belge, bulgu ve tespitimizi belirttikten sonra, türkünün 1915 yılından günümüze doğru geliş veya yayılış öyküsüne bakabiliriz:</p>
<p><strong>Çanakkale Türküsü&#8217;nün Yayılışı</strong></p>
<p>Daha önce ifade ettiğimizi gibi Çanakkale Savaşı sırasında pek çok şiir kaleme alınmış ancak bunların çoğu kısa süre sonra unutulup gitmiştir. Oysa Çanakkale türküsü unutulmamış 1. Dünya Savaşı bittikten sonra bu türkü askerin dilinde Osmanlı Coğrafyasının hemen her yerine yayılmıştır. Falih Rıfkı, 20 Mart 1918 tarihli Dergah dergisinde yayımlanan bir yazısında bu gerçeği şöyle dile getirir:</p>
<p>“Çanakkale için bu kadar şiir yazıldı, hiç biri hatırımızda yok… Belki yazanların bile!. Çanakkale harbini yapan neferler sılaya dönerken bir türkü tutturdular. Bu türkü İstanbul sokaklarından ta Anadolu içlerine kadar yayıldı.</p>
<p>Çanakkale içinde vurdular beni</p>
<p>Ölmeden mezara koydular beni</p>
<p>Güftesi şu basit mısralar olan bu türkünün yanık sesi önünde şairlerimizin yazdığı Çanakkale şiirlerinin sahteliğini hissettik, onlar kağıttan yapılmış çiçeklere benziyordu. Çünkü bu türküde orada harp edenlerin acıları vardı, memleket hasretleri duyuluyordu.</p>
<p>Araştırmamız sırasında gördük ki Çanakkale türküsü Anadolu sınırlarının da dışına çıkmış hatta Balkanlarda da oldukça çok söylenen meşhur türküler arasına girmiştir. Çünkü Çanakkale Savaşlarına Türk ordusu içinde Rumeli’de yaşayan halkların da katıldığı bilinmektedir. Dr. İrfan Morina’nın III.Milletler Arası Türk Folklor Kongresi’ne de sunduğu bir tebliğden “Çanakkale Türküsünün Arnavutça Söylenişi’nin bile olduğunu öğreniyoruz. Arnavutça söylenişinden bir kıtası</p>
<p>Çanakkale içinde bir sarı çadır</p>
<p>Türk zabitleri bir araya toplanır</p>
<p>Of gençliğe vay aman</p>
<p><code><embed src="http://www.canakkale.gov.tr/canakkale_enstrumental.mp3" width="0" height="0" autostart="20" align="absmiddle" type="application/x-mplayer2"pluginspage = "http://www.microsoft.com/Windows/MediaPlayer/" showstatusbar="1" invokeurls="0"></embed></code></p>
<h5 style="text-align: right;">Sayın “Ömer ÇAKIR”ın ilgili yazısından alıntıdır.</h5>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.17canakkale.net/canakkale_turkusu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
<enclosure url="http://www.canakkale.gov.tr/canakkale_enstrumental.mp3" length="1006829" type="audio/mpeg" />
		</item>
		<item>
		<title>Çanakkale Savaşları</title>
		<link>http://www.17canakkale.net/canakkale_savaslari.html</link>
		<comments>http://www.17canakkale.net/canakkale_savaslari.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 13 Dec 2009 17:01:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>17Canakkale.Net</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çanakkale Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[18 Mart 1915]]></category>
		<category><![CDATA[canakkale]]></category>
		<category><![CDATA[savaşları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.17canakkale.net/?p=20</guid>
		<description><![CDATA[Çanakkale Savaşları, Birinci Dünya Savaşı içinde, tarihin en kanlı bölümü olarak bilinir. Türk&#8217;ün sayısız zafer, şan ve şerefle dolu tarihinin en parlak sayfasıdır. I.Dünya savaşı&#8217;ndan kısa bir süre önce, 1911-1942 yıllarında Osmanlı Devleti son Afrika topraklarını İtalya&#8217;ya kaptırmış, 1912-1913 Balkan Hezimeti ise, Rumeli&#8217;deki son Türk hakimiyetini silip süpürmüştür. Bulgar Ordularının İstanbul kapılarını zorlaması, 500 yıldır [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Çanakkale Savaşları, Birinci Dünya Savaşı içinde, tarihin en kanlı bölümü olarak bilinir. Türk&#8217;ün sayısız zafer, şan ve şerefle dolu tarihinin en parlak sayfasıdır. I.Dünya savaşı&#8217;ndan kısa bir süre önce, 1911-1942 yıllarında Osmanlı Devleti son Afrika topraklarını İtalya&#8217;ya kaptırmış, 1912-1913 Balkan Hezimeti ise, Rumeli&#8217;deki son Türk hakimiyetini silip süpürmüştür. Bulgar Ordularının İstanbul kapılarını zorlaması, 500 yıldır Türk olan Rumeli&#8217;nin kaybı, İstanbul ve boğazların güvenliğinin tehlikeye girmesi, o zamanın devlet adamlarında siyasi yalnızlığımızın tabii bir sonucu olarak değerlendirilmiştir.</p>
<p> Dolayısıyla I. Dünya Savaşı&#8217;na rastlayan günlerde Osmanlı devleti yalnızlıktan ve emniyetsizlikten kurtulmak fakat, Balkan savaşının kötü hatıralarının tesiri altında kalan her iki blokta Türk ittifakını küçümsemişler ve bu ittifakın kendileri için bir yük olmasından endişe etmişlerdi. Ancak, Alman İmparatoru, her iki blok arasındaki savaşta, Osmanlı devletinin hiç değilse bir kısım düşman kuvvetini meşgul edebileceği gerekçesiyle müdahale etmiştir.<span id="more-20"></span></p>
<p> Bu suretle Osmanlı devleti, kaderini alelacele, 2 Ağustos 1914&#8242;te &#8220;Üçlü ittifak&#8217;a bağlamıştır. İşte Çanakkale Zaferini yaratan kuvvet. 1914 yazında küçümsenen değeri hakkında yanlış teşhis konan bu TÜRK ORDUSU&#8217;dur. Avrupa&#8217;da savaş bütün şiddetiyle sürerken, hareket harbinin yerini siper harbi almıştır. Bu cephede yarma yapmak ve kesin sonuç almak son derece zorlanmıştır. Halbuki &#8220;üçlü itilaf&#8221;ın askere gücü günden güne artmaktadır.</p>
<p> Bu güç , hareket savaşına müsait başka savaş alanlarında kullanılmalıdır. İngiltere Başkanı Lloyd GEORGE ve Bahriye Nazırı CHARCHILL bu görüşü benimsemişlerdir. Çanakkale Savaşları, işte bu görüşü benimseyenlerin esiridir.</p>
<p> Hareket sahası olarak Gelibolu Yarımadası&#8217;nın seçilmesi, bu bölgenin jeopolitik bakımdan çok büyük öneme sahip olmasındandır. Boğazlar, Güney Rusya ve bütün karadeniz kıyılarının açık denizlere olan tek çıkış noktasıdır. Harp halinde bu geçidin kapanması, Rusya içih hayati önem taşımaktadır. Zira, Rusya&#8217;nın insan ve hammadde kaynakları zengin, fakat sanayi ve mali imkanları sınırlıdır. Bunun için uzun ve sürekli bir savaşın gerektirdiği silah, cephane ve malzeme ikmalini temin edemeyecek durumdadır.</p>
<p> Bu durumda boğazlar doğu cephesinin en müsait ve hayati menzul hattını teşkil etmektedir. Bu geçidin açılmasıyla Rusya&#8217;yı takviye edecek, batı cephesinin yükünü hafifletecek, dolayısıyla savaşı kısaltacaktır. Osmanlı devletinin savaş dışı edilmesiyle, muhtemelen Balkan devletleri ve İtalya &#8220;itilaf&#8221; devletleri yanında savaşa katılacaklardı.</p>
<p> O zaman İngiliz Bahriye Nazırı olan CHURCHILL&#8217;in ısrarla üzerinde durduğu bu fikirlere önceleri pek itibar edilmemiştir. Ancak 1914 Aralık ayında başlayan Türk Sarıkamış harekatı üzerine telaşlanan; çok zor durumda kalan hiç değilse bir kısım Türk kuvvetlerinin başka Cephelere çekilmesini isteyen Rusya&#8217;nın yükünü azaltmak için, Çanakkale seferine karar verilmiş, fakat kesin neticeyi batı cephesinde arayanları darıltmamak amacıyla önce sadece donanmayla ve zorla Çanakkale Boğazı geçilmeye çalışılmıştır.</p>
<p>18 Mart 1915&#8242;te yaklaşık bir aydır sürekli olarak bombaladığı boğazın her iki tarafındaki Türk tabyalarının artık sustuğunu varsayan 12 zırhlı, 18 muhrip, 7 mayın tarama gemisi, çeşitli nakliye destek gemisi ve uçak gemilerinden meydana gelen I. Dünya savaşının en büyük ve en modern donanması, boğazı geçme girişiminde bulunmuştur. Ancak ehliyetli ellerde sevk ve idare edilen kahraman Türk askerinin hayatını hiçe sayarak kanını fedakarca akıtması sayesinde dünyanın en modern silah ve teçhizatıyla donatılmış düşman donanması, 7 modern savaş gemisini ve binlerce askerini, kaybederek geri çekilmek zorunda kalmıştır. Zira, Mehmetçik, düşmanı denizden bir adım bile geçirmemeye yemin etmiştir.</p>
<p>Anadolu bozkırının o güne kadar deniz görmemiş çocukları, sanki kırk yıldır denizlerde savaşıp da pişmiş kişilere özgü beceriyle zırhlı düşman gemilerine geçiş hakkı tanımamıştır.</p>
<p> Bunun üzerine 25 Nisan ve 6 Ağustos 1915 tarihleri arasında düşman kara kuvvetleri Gelibolu Yarımdasına çıkarılmış olup, çıkarma şöyle özetlenebilir. Asıl kuvvetler Gelibolu Yarımadasının güney ucuna iki ayrı noktadan çıkacak ve boğazları kontrol eden tepeleri alacak, bunu başarmak için, iki tümenden oluşan bir Anzac (Avustralya ve Yeni Zelanda) Kolordusu Kabatepe bölgesine çıkacak ve iki ingiliz ve bir Fransız tümeni ile bir Hint tugayından oluşan kuvvet, Seddülbahir bölgesini ele geçirecektir. Aynı anda bir aldatmaca olarak, boğazın güneyinde Kumkale bölgesinde ikinci bir çıkarma yapılacak ve bazı donanma birlikleri orada da çıkarma olacağı izlenimi vermek üzere Saroz körfezine doğru seyredecektir. Fakat, kahraman TÜRK askerinin hayatını hiçe sayarak kahramanca döğüşmesi TÜRK komutanlarının ve bilhassa Mustafa KEMAL&#8217;in üstün sevk ve idareleri sonucunda düşman başarısızlığa uğrayarak savaş, siper savaşı halini almıştır.</p>
<p>Gelibolu Yarımdasında çıkarma yapan düşman kuvvetlerini meydana getiren askerlerin milliyetleri son derece enteresandır. İngiliz ve Fransızlar&#8217;ın yanısıra, bizimle hiç ilgisi olmayan Cezayir Berberilerini Sengal zencilerini, Avustralyalı, Kanadalı, Yeni Zelandalı ve Hintlileri üzerimize salmışlardır. Şair. Şu mısralarla, &#8220;Eski dünya, yeni dünya, bütün akvam-ı beşer, Kaynıyor kum gibi, tufan gibi, mahşer mi hakikat mahşer. Yedi iklimi cihanın duruyor karşında, Avustralya&#8217;yla beraber, bakıyorsun Kanada! Çehreler başka, lisanlar, deriler renkgarenk, sade bir hadise var ortada, vahşetler denk. Kimi Hindu, kimi yamyam, kimi bilmem ne bela&#8221; diyerek, bunu ne güzel dile getirmiştir.</p>
<p>Evet, düşman yalnızca birkaç devletten ibaret olmayıp, sanki karşımızda bütün dünya vardı. Düşman donanması II. Dünya Savaşı&#8217;na kadar, dünyanın gördüğü en büyük ve en modern donanmasıydı. Hal böyle iken kazanılan zaferin değeri daha iyi anlaşılmaktadır. Zira bu savaş; yenilmez sayılan devletlerin mağlubiyetidir.</p>
<p> Çanakkale&#8217;de tarihin kaydettiği en büyük ve en kanlı savunma savaşları verilmiştir. Bu savaşlar Mustafa Kemal gibi bir askeri dehanın Türk ve dünya kamuoyu tarafından tanınmasının sağlanması açısından son derece önem taşımaktadır. Düşman durmadan saldırmaktadır. Anafartalar ve Arıburnu cephelerinde emir komuta karmaşası vardır. Bu durum çok tehlikelidir. Yarbay Mustafa Kemal, Ordu komutanı Alman General liman Von Sandres&#8217;ten bütün mevcut kuvvetlerin emrine verilmesini ve bundan başka çare kalmadığını bildirmiş. Alman General &#8220;Çok gelmez mi?&#8221; diye sorduğunda Mustafa Kemal, &#8220;Az gelir&#8221; diye cevap vermiştir. Ertesi gün emir gelmiş ve bütün birliklerin komutası Mustafa Kemal&#8217;e verilmiştir. Bir cephe komutanlığının çok gelip gelmeyeceğini yarbay Mustafa Kemal&#8217;e soran ve &#8220;az gelir&#8221; cevabını alan Alman General karşısındaki Türk&#8217;ün &#8220;ATATÜRK&#8221; olduğunu yıllar sonra öğrenecektir.</p>
<p>Çanakkale savaşları&#8217;nın temel ağırlık noktasını, Mustafa Kemal oluşturmuştur. Mustafa Kemal Çanakkale Savaşları başlamadan kısa bir süre önce 2 Şubat 1915&#8242;te Tekirdağ&#8217;da yeni kurulacak olan 18&#8242;uncu Tümen Komutanlığına atanmıştır. Derhal göreve başlayan Mustafa Kemal, o tümeni kısa bir zaman içinde savaşa hazır. Seçkin bir tümen haline getirmiştir. Fakat kısa bir zaman sonra Mustafa Kemal bu bölgeden alınarak, tümeni ile birlikte Bigalı köyüne çekilmiştir. Mustafa Kemal, düşmanın Gelibolu çıkarmasına kadar, yani 25 Nisan 1915&#8242;e kadar orada yedek kuvvet olarak kalmış, fakat Arıburnu taarruzu başlar başlamaz, kendi insiyatifi ve teşebbüsü ile emir beklemeden, Arıburnu&#8217;na yetişerek taarruza geçmiştir. Düşmanı Koca çimentepe&#8217;de durdurarak, yarımadanın tahliyesine kadar düşmanın ilerlemek için yaptığı bütün taarruzları ve şiddetli hücumları erimeye mahkum etmiş ve Türk&#8217;ün yiğit mehmetçiği Çanakkale&#8217;de sanki etten ve kemikten bir kale yaratmıştır.</p>
<p>Bütün savaşlardan farklı bir savaş malzemesi görülmüştür. Bu da &#8220;İNANÇ&#8221;tır. Topa, tüfeğe, üstün kuvvete, çeliğe karşı dimdik duran ve kafa tutan bir inanç kendini göstermiştir. Mustafa Kemal&#8217;in &#8220;size taarruz emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar geçecek zaman zarfında, yerinize başka kuvvetler ve kumandanlar kaim olabilir&#8221; dediği bu savaşlarda, herkes öldürmek ve ölmek için düşmana atılmıştır.</p>
<p>Mustafa Kemal, bu savaşı &#8220;bu öyle alelade bir taarruz değil, herkesin muvaffak olmak veya ölmek arzusuyla harekete geçtiği bir taarruzdur&#8221; diye ifade etmiştir. Burada meşhur 57&#8242;inci Alay, hiç kurtulmamacasına Mustafa Kemal&#8217;in emrine uyarak tamamen şehit olmuştur. Nitekim çeşitli milletlerden meydana gelmiş, düşman askerleri, yapışıp, kaldıkları Arıburnu&#8217;nun yalçın yamaçlarından bir adım bile ileri atamamışlardır.</p>
<p>Öncelikle İstanbul&#8217;u tehdit eden düşmanın Gelibolu Yarımdasına yaptığı bu taarruzu Kocaçimentepe&#8217;de durduran Mustafa Kemal, bu başarısından dolayı haklı olarak Albaylığa yükseltilmiştir. 6-7 Ağustos 1915&#8242;te Türk askerini yandan, yani Anafartalar&#8217;dan çevirmek isteyen Klıchner ordusu da bu bölgenin Grup komutanlığına atanan Mustafa Kemal&#8217;in 10 Ağustos günü ayağının tozunu silmeden giriştiği karşı taarruz sonucunda eriyip g itmiştir. Mustafa Kemal bu savaş sırasında göğsünden bir şarapnel parçası ile yaralanmış, fakat kalbi üzerindeki saat kendisini mutlak bir ölümden kurtarmıştır.</p>
<p>Bu savaşların akabinde 17 Ağustos&#8217;ta Kireç tepe Zaferini 21 Ağustos&#8217;ta 2&#8242;nci Anafartalar Zaferini kazanan Mustafa Kemal, düşmanı büyük hizmete uğratarak Çanakkale Muharebelerinin kaderi belirlenmiş, 9 Ocak 1916&#8242;da düşman, Türk topraklarından geri çekilmek zorunda kalmıştır.</p>
<p>Halbuki 2 Mart 1915&#8242;te İngiliz Amiral CARDEN Londra&#8217;ya &#8220;Hava bozmazsa iki haftaya kadar İstanbul&#8217;dayız&#8221; şeklinde mesaj çekmiş, ayrıca ingiliz orduları Başkomutanı General HAMİLTON, resmi raporunda ise, &#8220;Türkler, birbiri ardınca mükemmel taarruzlarda bulundular&#8221; diye yazmıştır. Hatta bu harekatı hazırlayarak idare eden W. CHURCHILL de hatıralarında muharebelerden bahsederken, Mustafa Kemal&#8217;in emsalsiz bir komutan, Türklüğün kaderine hakim bir deha olduğunun daha o zamanlarda anlaşıldığına işaret ederek, &#8220;bir Miralay&#8217;ın karşımıza çıkışı bütün talihimizi değiştirdi&#8221; diye belirtmiştir.</p>
<p>Mustafa Kemal&#8217;in Çanakkale&#8217;de verdiği bütün emirler kesin ve sonuç alıcıdır. O, verdiği emirde aynen şöyle demiştir. &#8220;Benimle burada muharebe eden bilcümle askerler katiyen bilmelidir ki, yuhdemize tevdi edilen namus vazifesini tamamen ifa etmek için bir adım bile geri gitmek yoktur.</p>
<p>İstirihat aramanın, bu istirahattan yalnız bizim değil, bütün milletimizin ebediyen mahrum kalmasına sebebiyet verebileceğini cümlenize hatırlatırım. Bütün arkadaşlarımın hemfikir olduklarına ve düşmanı tamamen denize dökmedikçe yorgunluk belirtisi göstermeyeceklerine şüphe yoktur&#8221;. 30 Nisan&#8217;daki komutanlar toplantısında Mustafa Kemal, &#8220;içimizde ve askerlerimizde Balkan Harbi&#8217;nin utancını bir daha görmektense, ölmeyecek yoktur. Böyleleri varsa, onları kendi ellerimizle kurşuna dizelim.&#8221; şeklinde kesin konuşmuştur. Çanakkale Zaferi, meydana getirdiği nihai sonuçlar açısından son derece önemlidir.</p>
<p>Bunları kısaca şöyle özetleyebiliriz:</p>
<p>1- Çanakkale Zaferi, müttefikleriyle Rusya&#8217;nın irtibatını önlemiş, dolayısıyla savaş iki yıl uzamış, bu arada çıkan Bolşevik ihtilali ile Rusya savaş dışı kalmıştır. Bu durum ihtilal Rusyası ile müttefiklerini birbirinden ayırmış, kurtuluş savaşı yıllarında kuzeyde güvenliğimizi sağlamış ve zafere ulaşmamızı kolaylaştırmıştır.</p>
<p>2- Bu savaşlar, İngiliz ve Fransız kuvvetlerini Gelibolu Yarımadasına bağlamış, Almanya ve müttefiklerinin yükleri azalmıştır.</p>
<p>3- Düşmana çok büyük insan ve malzeme zayiatı verdirilmiştir.</p>
<p>4- Türk ordusunun zaferi, İngiltere ve Fransa&#8217;nın sömürgelerindeki prestjlerine bir darbe, esir milletlere bir ümit ve istiklal ışığı olmuştur.</p>
<p>5- Çanakkale Zaferi, Türk askerinin direnme gücünün, fedakarlık ruhunun ve vatanseverlik şuurunun bir abidesidir. Harpten önce kıymeti üzerinde tereddüt edilen Türk ordusu, iyi sevk ve idare edildiği zaman ehliyetli ellerde, binbir yokluk ve zarurete rağmen neler yapmaya muktedir olduğunu dünyaya göstermiş ve Balkan yenilgisinin kara lekesini tertemiz kanıyla silmiştir.</p>
<p>6- Bilindiği gibi, büyük hadiseler olağanüstü şahsiyetleri, büyük ve müstesna kabiliyetleri meydana çıkarmaktadır. Mustafa Kemal&#8217;in ortaya çıkışında Çanakkale savaşları kader tayin edici bir merhale olarak gözümüze çarpmaktadır.</p>
<p>7- Çanakkale Zaferleri, Mustafa KEMAL&#8217;in ordu içinde olduğu kadar tüm milletçe de tanınmasına vesile olmuştur. Bu suretle Türk Milleti, 1966&#8242;dan beri makus istikamette gelişen talihini yenecek olan liderlerini bulmuştur. Ordu ve millet, Anafartalar Kahramanı&#8217;nın bu işte bu güven, ATATÜRK&#8217;ün Milli Mücadele&#8217;yi zaferle sonuçlandırmasında genç, dinamik ve yepyeni modern bir devlet kurmasında en büyük ilham ve kuvvet kaynağı olmuştur.</p>
<p>8- Çanakkale, Milli mücadelenin bir nevi başlangıcı sayılmaktadır. Çanakkale, Türk&#8217;ün vatanseverliğinin, cesaretinin, mücadele azminin ve kahramanlığının sembolüdür.</p>
<p>HAVUZLAR ŞEHİTLİĞİ</p>
<p>Kerevizdere savaşlarında yaralanıp bu yerde vefat eden 2 Subay ve 8 Er anısına 1961 yılında dikilmiştir.</p>
<p>ZIĞINDERE SARGI YERDİ ANITI</p>
<p>Alçıtepe küyünün kuzeybatısındadır. 25. ve 26. Piyade Alaylarında şehit düşen tüm personel ve 2. Tüm. Kur. BŞK. Kurb. Yzb. Kemal bey ile Zığındere&#8217;deki ilk yardım istasyonunda tedavi görmekte iken düşmanın açtığı ateş esnasında şehit olan askerlerimiz anısına, 1995&#8242;de T.C Kültür Bakanlığınca inşa edilmiştir.</p>
<p>İLK ŞEHİT ANITI</p>
<p>Seddülbahir köyündedir. 1986 yılında, Çanakkale Savaşlarında ilk olarak canlarını veren 5 subay, 81 er olmak üzere toplam 86 şehidimiz anısına dikilmiştir. Cephanelik şehitliği olarak da adlandırılmaktadır.</p>
<p>FRANSIZ ANIT VE MEZARLIĞI</p>
<p>Morto Koyu&#8217;na bakan bir yamaç üzerine kurulan Anıt, Çanakkale Savaşlarında hayatlarını kaybeden, 14.382 Fransız askerinin anısına yapılmıştır.Mezarlıkta kimlikleri bilinen askerler için ayrı ayrı taşlar dikilidir. Kimlikleri tespit edilemeyenler ise anıt çevresindeki dört toplama bölmesi ile anıt girişindeki toplama bölmesine konulmuştur.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.17canakkale.net/canakkale_savaslari.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çanakkale Tarihi</title>
		<link>http://www.17canakkale.net/canakkale_tarihi.html</link>
		<comments>http://www.17canakkale.net/canakkale_tarihi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 13 Dec 2009 16:19:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>17Canakkale.Net</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çanakkale Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[antik çağda]]></category>
		<category><![CDATA[canakkale]]></category>
		<category><![CDATA[cumhuriyet döneminde]]></category>
		<category><![CDATA[ili]]></category>
		<category><![CDATA[nin]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı hakimiyetinde]]></category>
		<category><![CDATA[tarihçesi]]></category>
		<category><![CDATA[tarihi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.17canakkale.net/?p=16</guid>
		<description><![CDATA[Çanakkale,aynı adı taşıyan boğazın Anadolu yakasında ve bu boğazın en fazla darlaştığı bir kesimde düz bir alanda kurulmuştur. Çanakkale kuruluşu pek eski dönemlere inmeyen ve temeli Fatih Sultan Mehmed döneminde atılmış olan bir XV.yüzyıl şehridir.Şehrin bu yeniliğine karşılık çevresinde yapılan kazılar yörede tarih öncesine kadar inen yerleşmelerin varlığını ortaya koymuştur.Bunların başında Çanakkale Boğazı’nın güney ağzı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Çanakkale,aynı adı taşıyan boğazın Anadolu yakasında ve bu boğazın en fazla darlaştığı bir kesimde düz bir alanda kurulmuştur.</p>
<p>Çanakkale kuruluşu pek eski dönemlere inmeyen ve temeli Fatih Sultan Mehmed döneminde atılmış olan bir XV.yüzyıl şehridir.Şehrin bu yeniliğine karşılık çevresinde yapılan kazılar yörede tarih öncesine kadar inen yerleşmelerin varlığını ortaya koymuştur.Bunların başında Çanakkale Boğazı’nın güney ağzı yakınında kurulmuş olan Truva gelir.Bu şehrin en eski katları Eski Tunç çağına kadar inmektedir.<span id="more-16"></span></p>
<p><strong>Antik Çağda Çanakkale</strong></p>
<p>Biga Yarımadası’nın eski adı Troas’tır.</p>
<p>Antik Çağ’da Troie,Troia ve Troade isimleri ile de bilinmektedir.</p>
<p>Anadolu’nun kuzeybatısında bulunan Troas bölgesi,ismini Hellespontos’un hemen girişinde yer alan Troia kentinden alır.Troia bölgede M.Ö. 3.bin yıl başından,M.Ö. 2.bin yılı sonuna kadar kendine özgü kültür yaratmış,bu kültür Batı Anadolu’nun oldukça geniş bir bölümüne yayılmıştır.Son kazıların sonuçları,Troia’da yerli kültürlerle sıkı ilişkileri olan bir Anadolu kültürü olduğu ortaya koymuştur. Çanakkale Boğazı,kaynağını mitolojik öğelerden bölgenin en eski halkı,Beşiktepe ve Kumtepe yerleşimlerinden bilinen Kalkolitik Dönem yerli halklardır.Buralarda yerleşim günümüzden 6000-7000 yıl geriye gitmektedir.M.Ö: 4800-4000 tarihleri arasında burada bir köy yerleşimi olduğu anlaşılmaktadır.Bunu M.Ö. 3600-3650 yılları arasında kurulduğu tahmin edilen Dardonos izlemektedir.</p>
<p>M.Ö. 1200 civarında bölgeye Troya savaşlarının başlaması ile Akhalar gelmiştir.Bu tarihlerde Yunanistan da bir kısım feodal beylikler biçiminde yaşayan Akhalar tarafından istila edilmiştir.Homeros’un İlyada destanında,savaş nedeni Sparta kralı Menelaos’un güzel karısı Helena’nın Troya kralı Priamos’un oğlu Paris tarafından kaçırılışı olarak belirtse de,gerçek savaş nedeninin Akhalar’ın Hellesepontos Boğazı ve yöresine yerleşmek istemeleri olduğu açıktır.</p>
<p>İlyada destanının içeriğinde tarihsel bir gerçeklik aranmalıdır.Bu destana göre Akhalar stratejik bir yerde kurulmuş olan Troya kentini ele geçirmek için savaşmışlar ancak bu savaşları sonuçsuz kalmıştır.Troya kalesi Odysseia destanında anlatıldığı üzere bir savaş hilesi,yani tahta at yardımıyla ele geçirilmiştir.</p>
<p>Truva,yüzyıllarca toprak altında kaldıktan sonra 19.yüzyılda,Alman arkeoloğu Heinrick Schliemann(1822-1890) tarafından girişilen kazılar sonunda meydana çıkarılmıştır.</p>
<p>Bugün,Truva şehri kalıntıları ,yurdumuzun bütün dünyada ilgi toplayan köşelerinden biridir.İlk olarak 1963 Ağustosu’nda Truva şenlikleri düzenlenmiş,bu tarih ve efsane şehrinin değeri bir kat daha arttırılmıştır.</p>
<p>Bölge’ye gelen kavimlerden biri de Frigler’dir.Frigler’in Çanakkale Boğazını aşıp,Kuzeybatı Anadolu’ya girdikleri ve bölgede bir süre kaldıkları sanılmaktadır.Daha sonra ,kendiliklerinden ya da bunları da yerlerinden eden başka kavimlerin baskılarıyla Anadolu’nun daha içlerine gitmiş olmalıdırlar.</p>
<p>M.Ö. 2.bin sonunda bir şekil yaşadıkları kentleri terk etmek zorunda kalan ve bir daha da eski kentlerine dönemeyen bu insanlar,ancak birkaç yüzyıl sonra,bölgeye yeni kentler kurmak amacıyla gelen Yunanlı göçmenlerle birlikte atalarının yerleşmelerine dönebilmişlerdir.M.Ö. 7.yüzyılda Kuzeybatı Anadolu Lidyalılar’ın egemenliği altındadır. M.Ö. 8. yüzyıldan itibaren bölgeye Yunanlı göçmenler gelmeye başlar.Troas’taki Yunan kolonicilerinin ilk öncüleri Lesbos adasındaki Aiol kentleri Mytiline ve Metymna’dan gelen Aiollerdir.Aiol kolonizasyonu sonrasında bölgeye Miletos önderliğindeki İonlar gelmeye başladı.Miletoslular,Çanakkale Boğazında Abydos’tan Kyzikos’a kadar bir dizi kent kurmuşlardır.Lidya hakimiyeti Kroisos’un M.Ö. 547’de yenilgisiyle sona erince bölgenin yeni efendileri Persler oldu.</p>
<p>M.Ö. 334 yılında Makedonya kralı Büyük İskender,Perslere karşı büyük bir hareket başlatmış ve Çanakkale Boğazını geçerek Troas bölgesine gelmiştir.Burada bugünkü Karabiga yakınlarında bir yerde ünlü Granikos meydan savaşında Pers ordusunu yenilgiye uğratarak bölgedeki Pers egemenliğine son vermiştir.Bu savaştan sonra bölgenin iç yapılanmasında pek fazla bir değişikliğin olmadığı gözlenir.İskender geçtiği kentlerde yüksek rütbeli subayların Perslerde olduğu gibi satrap unvanı ile vali olarak bırakmıştır.</p>
<p>Granikos zaferinden İskender’in ölümüne kadar geçen süre içinde bölgemin sakin bir yönetim altında yönetildiğini görmekteyiz.M.Ö. 323 yılında Büyük İskender’in ani ölümü üzerine satraplar iktidar kavgalarına başlamışlardır.İskender’in diadoklarından Antigonos M.Ö. 323 sonrasında bölgeyi yönetimi altına almıştır.Bölgedeki fazla nifusa sahip olmayan,küçük,güçsüz ve dağınık halde bulunan kentler bir araya getirilerek Antigoneia(Aleksandria Troas)adı altında büyük bir kent kurulmuştur.Ancak Troas bölgesinin yönetimi İpsos Savaşı’ndan (M.Ö. 301)sonra tekrar değişmiş,yönetim doğudaki Antigonos’tan batısındaki Lysimakhos’un eline geçmiştir.</p>
<p>M.Ö. 3.yüzyılın başlarında Balkanlarda ekonomik zorluklar içinde kalmış olan Galatlar,M.Ö. 280 yılında Çanakkale Boğazı’nı geçerek Troas bölgesine egemen olmuşlardır.Burada fazla kalamayarak doğuya yönelmişlerdir.Aynı dönemlerde Bergama Krallığı’da kurulmuştur.Bölge ise M.Ö. 280-188 yılları arasında Seleukos Krallığı’na bağlanmıştır.M.Ö. 190 yılında Romalılar ile Seleukos kralı III.Antiokhos arasında Magnesia’da yapılan savaştan sonra,savaşın galibi Romalılar bölgeyi bu başarının kazanılmasında kendilerine yardımcı olan Bergama kralı II.Eumenes’e (M.Ö. 197-150)vermişlerdir.Bölge daha sonra yönetimi altında bulunduğu Bergama Kralı III. Attalos’un krallığı bir vasiyetname ile Roma İmparatorluğu’na bırakması üzerine Roma eyalet sistemi içerisine alınmış ve Asia eyaletine bağlanmıştır.Uzun yıllar Roma hakimiyeti altında yönetilen Troas,Roma İmparatorluğu’nun getirmiş olduğu barış ortamında oldukça sakin bir süreç geçirmiştir.</p>
<p>Roma İmparatorluğuna takiben burası yine Doğu Roma İmparatorluğu’nun hakimiyeti altında yönetilmiştir.İmparator Jusrinian,Sestos’da boğazın geçişini kontrol altında tutmak için bir kale inşa ettirmiştir.</p>
<p>VII ve VIII.yüzyıllarda Müslüman Araplar’ın gelip geçtiği bu yöreye Bizans egemenliğinin son dönemlerinde Türkmen akınları da başladı.I.Kılıçarslan’ın oğlu Sultan Melikşah döneminde(1120-1116) Selçuklu Bizans çatışmaları çerçevesi içinde Selçuklu emirleri Muhammed ve Monolog,Bursa ve Ulubat üzerinden Çanakkale yöresine kadar ulaştılar.Anadolu Selçukluları’nın parçalamasından sonra kurulan beyliklerden Karesi Beyliği’nin toprakları da bu yöreye kadar uzanıyordu.</p>
<p><strong>Osmanlı Hakimiyetinde Çanakkale</strong></p>
<p>1345 yılında Orhan Gazi,Biga Yarımadasında egemen olan Karesi Beyliğinin yönetimine son vererek topraklarının büyük bir kısmını eline geçirmesi ancak,Çanakkale Boğazına tamamen hakim olamamıştır.</p>
<p>Çanakkale ve çevresindeki kalelerin art arda fethi,önemli miktarda Türk nüfusunun buralara gelip iskan etmesine ve yeni Türk yerleşim alanlarının oluşmasına neden oldu.Osmanlılar’a yeni ilhak eden Karesi topraklarındaki göçebe Türkmenler,göç eden nüfusun başında geliyordu.Lapseki,Gelibolu ve Bolayır gibi merkezlerde zaviye başta olmak üzere cami,mescit,hamam,kervansaray,hanlar gibi dinin ve sosyal binalar inşa edildi.Hatta paşa sancağının ilk merkezi Gelibolu oldu.Bu arada bu iki kıtayı birbirine bağlayan ve özellikle ordunun Rumeli’ye sevki için kullanılan Lapseki,Çardak ve Gelibolu limanlarının önemi daha da arttı.İstanbul’un fethi sonrasında bu limanlar sadece Rumeli ile bağlantıyı sağlamakla kalmadı,payitahtın iaşesini de sağlar oldu.</p>
<p>Osmanlı deniz ulaşım sistemi ile ilgili listelerde bu limanlar da yer almaktadır.Söz konusu iskele cetvelinde yer almayan Karabiga limanı,daha çok İstanbul’un odun ihtiyacı ile zahire başta olmak üzere yiyecek temininde kullanılmaktaydı.Özellikle Biga kazası ve çevresinde kesilen odunlar Karabiga limanına getirilmekte ve buradan İstanbul’a gönderilmekteydi.Bir ara odun naklinde Kemer limanı da kullanılmaya başlansa da Kemer’de kadırga yapımı için toplanan palutlar(pelit,meşe)’ın,odun nakli sırasında çalınmasından dolayı bu kesin bir biçimde yasaklanmıştı.</p>
<p>Cetvelde yer almayan Marmara denizinin diğer bir limanı olan Kemer ise kadırga yapımı ve Tersane-i amire için kereste,Tophane-i amire için kazık naklinde kullanılmaktaydı.Liman,bir anlamada önemli tersanelerinden olan Gelibolu tersanesinin yedeği konumunda olup donananın kadırga ihtiyacının yoğun olduğu durumlarda önemli inşa faaliyetlerine sahne olmuştu.</p>
<p>Çardak limanı ise iki kıtayı birleştiren bir liman olmanın yanında İstanbul un iaşesi ve sefer zahiresinin naklinde de önemliydi.Saray için Lapseki kazasından toplanan karpuz,kavun ve üzüm gabi yaş meyveler ile çeşitli kuru meyveler ve balbumu bu limandan sevk edilmekteydi.</p>
<p>Anadolu’nun kuzeybatı uç noktasında yer alana ve Osmanlı klasik dönem idari yapılanmasında ağırlıklı olarak Biga ile Gelibolu sancaklarına karşılık gelen Çanakkale ili,stratejik konumu sebebiyle özellikle İstanbul fethi öncesinde Rumeli’ye hareket eden Osmanlı kuvvetleri için bir geçiş güzergahı olmuştur.Biga ve Gelibolu sancaklarının Marmara denizine bakan kıyıları,Anadolu’yu Rumeli’ye ve Rumeli’yi de Anadolu’ya bağlayıp ulaşımı sağlarken,Çanakkale boğazına bakan kıyılarındaki müstahkem mevkileri de İstanbul’a gelen ticari emtiayı kontrol edip gümrük hizmetlerini yerine getirmiştir.</p>
<p>Çanakkale ve çevresi Fatih Sultan Mehmed ve IV.Mehmed dönemlerinde daha da önemli bir hale geldi.Fatih,İstanbul savunması için Çanakkale boğazının en dar yerinde,Anadolu yakasında Sultaniye ve hemen karşısındaki Rumeli yakasında Kilidülbahr,Anadolu yakasında 1463 yılında inşa edilen ve Kal’a-i Sultaniye adı verilen bu yapı kare şeklinde idi.Köşelerinde burçlar ve ortasında büyük bir kale ve yine Fatih Sultan Mehmed tarafından inşa ettirilen bir de cami bulunuyordu.Fatih kale içinde bu camiden başka şehirde bir başka cami ve hamam yaptırtmıştı.Stratejik önemi çok fazla olan bir kesimde kurulan bu kale etrafında zamanla gelişen bir yerleşme yeri oluştu.Çanak imalat ve ticaretin şöhrete kavuşması sonucunda da Kal’a-i Sultaniyye’ye Çanak-Kal’ası denilmeye başlandı ve zamanla bu isim yerleşerek eski ismini unutturdu.Daha sonrada Çanakkale şekline dönüştü. Çanakkale yöresi,Osmanlılar döneminde özellikle denizcilik konusunda önem kazanmıştır.Ünlü Osmanlı amirali Barbaros Hayrettin Paşa 1533’te İstanbul’a gelmiş,Padişah Kanuni Sultan Süleyman tarafından kendisine Beylerbeyi unvanı verilerek Gelibolu kaptanlığına atanmıştır.</p>
<p>Çanakkale Boğazı,Girit savaşları sırasında 1647 yılında Venedikliler tarafından tekrar kuşatıldı.Osmanlı Donanması Çanakkale Boğazından dışarı çıkıyor ve Girit’e yardım gönderemiyordu.Bu savaş uzun yıllar sürdü.Nihayet on yıl sonra 1657 yılında Köprülü Mehmet Paşa komutasındaki Osmanlı Birlikleri Venedikleri yenerek boğazı temizlediler.1717 yılında Osmanlı Donanması boğazdan çıkarak Bozcaada önlerinde boğazı ablukaya alan Venediklileri tekrar yendi.1770 yılında Cezayirli Hasan Paşa,Rus donanmasını yenerek,boğazı ve Rusların işgal ettiği Zimmi adasını kurtararak Kaptan-ı Deryalığa yükseldi.Bu tarihten sonra da Çanakkale Boğazı önemini korumuş,ele geçirilmesi ve denetlenmesi çeşitli devletler arasında önemli bir sorun olmuş,bir çok savaş ve çatışmalar neden olmuştur.Ülkeler arasında savaşlardan sonra yapılan barış antlaşmalarında mutlaka boğazlar ile ilgili maddeler yer almıştır.Örneğin 13 Temmuz 1841tarihinde imzalanan 4 maddelik Londra Boğazlar Sözleşmesinin 1.maddesinde;Osmanlı Devleti,barış zamanında eskiden beri uygulamakta olduğu boğazlardan yabancı savaş gemilerinin geçişini yasaklamayı bundan sonra da sürdürmeyi;İngiltere,Rusya,Fransa,Prusya ve Avusturya’da bu karara saygı göstermeyi taahhüt ediyorlardı.Böylece Avrupa Devletleri boğazları geçiş rejimi ile hukuksal statüsünü Osmanlı İmparatorluğunun takdir ve yetkilerine bağlı olmaktan çıkarıp,uluslar arası taahhütlere bağlı bir ilkeye dönüştürüyordu.Boğazlar Konusundaki uluslar arası antlaşmalar 20 Temmuz 1936 Montrö Sözleşmesine kadar süre gelmiştir.</p>
<p>İdari bakımdan Çanakkale şehri Osmanlı İmpartorluğu’nun ilk dönemlerinde Anadolu eyaleti içindeki Biga sancağına bağlı bulunuyordu.Daha sonra yaklaşık 1533 yılında kurulmuş bulunan ve merkezi Gelibolu olan Cezayir-i Bahr-i Sefid vilayetinin içinde yer aldı.Sonra bu vilayetin merkezi Çanakkale oldu.1876 yılından sonra da müstakil Biga sancağının merkezi haline geldi.</p>
<p>Çanakkale Boğazı bölgesinde karada yapılan savaşların en büyüğü ve en anlamlısı da kuşkusuz 20.yüzyılın başında vuku bulan Çanakkale Savaşları’dır.</p>
<p>Türk ve Dünya tarihinde Çanakkale Savaşları olarak geçen ve tarihte benzeri az olan bu olay,Birinci Dünya Harbinin önemli bir dönemidir.Osmanlı İmparatorluğu ile İtilaf Devletleri(İngiltere-Fransa) arasında,Çanakkale Boğazı ve dolaylarında yapılan kara ve deniz savaşlarını kapsayan Çanakkale Savaşları,3 Kasım 1914 -9 Ocak 1916 tarihleri arasında uzun bir zaman sürmüştür.</p>
<p>Türk Ordusu Çanakkale’de yarım milyona yakın bir düşman kuvvetine karşı koyarak,müttefiki olan Almanya’ya büyük yardımda bulunduğu gibi,1.Dünya Savaşının kaderi ve Rus Çarlığı’nın çökmesinde önemli bir rol oynadı.Karma bir yönetim ve çok az bir cephaneyle,sıkıntılar içinde yürütülen savaşlar sonunda Türkler 253.000 kayıp verdiler. İngiliz ve dominyon kayıpları da 198.340 ile 215.000 arasında hatırı sayılı değişiklikler arzeder. Fransız zayiatı ile boğularak kaza sonucu ölümler dahil olmak üzere; toplam müttefik kayıpları muhtemelen 256.000 idi. Bunlardan 46.000&#8242;i harekât esnasında ölmüş veya hayatlarını aldıkları yaralar yüzünden kaybetmişlerdir. Elhasıl Türklerin savaşa katılan asker sayısı: 500.000. Ölü: 55.177, yaralı: 100.177, kayıp: 10.067, hastalıktan ölen: 21.498, hastalık nedeniyle askerliği terk: 64.440, Toplam zayiat: 251.309. Fransızların savaşa katılan asker sayısı: 79.000. Kayıpları: 47.000 İngilizlerin savaşa katılan asker sayısı: 410.000. Kayıpları: 205.000 olarak gösterilmektedir. Mamafih, bu ve benzeri sayıların gerçeği yansıttığı söylenemez.</p>
<p><strong>Cumhuriyet Döneminde Çanakkale</strong></p>
<p>XX.yüzyılda Çanakkale’nin nüfusu,zaman zaman şehre yerleştirilen askeri birlikler dolayısıyla artmış,bazen da bu birliklerin başka yerlere aktarılması sonucunda azalmıştır.Cumhuriyet döneminin ilk nüfus sayımında (1927) şehirde sadece 8515 kişi sayılmıştı 1935 sayımında nüfusu 11.495’e ulaştı.II.Dünya Savaşı içinde buraya asker yığılmasının sonucu olarak 24.621 nüfusa erişti.Savaşın bitiminden birkaç ay sonra yapılan 1945 sayımında,askeri birliklerin çekilmesi henüz tam gerçekleşmediğinden ancak 22.869’a düşen nüfus 1950’de hemen hemen 1935’teki seviyesine indi.1950’den sonra şehir nüfusu devamlı artış göstererek 1970’te 27.042’ye ,1980’de de 39.975’e çıktı.1990 sayımının sonuçlarına göre ise 50.000’i de aşarak 53.995 e ulaştı.</p>
<p>Şehrin alana üzerindeki gelişmesi de 1950’li yıllara kadar yavaş olmuştur.O yıllarda şehrin yerleşme alanı yüzyılın başındaki sınırlarını hemen hemen koruyordu.Şehir sadece Koca çay’ın Çanakkale Boğazı’na ulaştığı yerin gerisindeki düzlükte ve bu düzlüğü kuzey rüzgarına karşı nisbeten koruyan Hastane bayırının bir bölümünde yayılıyordu.Çanakkale’nin eski mahallelerinden olan Fevzipaşa mahallesi çayın ağzındaki düzlükte,Kemalpaşa mahallesinin bir bölümü ise Hastane bayırında kurulmuştur.Şehri son kırk yıl içindeki gelişmesi,ağırlık merkezi gene ilk kuruluş yeri olan düzlük başta olmak üzere Kocaçay boyunca doğuya,kıyı kesiminde ise kuzeye doğru olmuştur.Fakat kuzeyde kıyı kesiminde ise kuzeye doğru olmuştur.Fakat kuzeyde kıyı kemsinde bulunan askeri bölge şehrin bu yöndeki genişlemesini sınırlamıştır.Bu sebeple Çanakkale şehri güneyde Kocaçay’ın karşı yakasına da atlamış,bu doğrultuda ve doğuda Balıkesir ve İzmir karayolları istikametinde iç kesimlere doğru yayılmıştır.</p>
<p>Çanakkale’deki sanayi kuruluşları daha çok şehir dışında İzmir ve Balıkesir karayolları boyunca gelişmiş olup küçük ölçüdeki sanayi kuruluşları ise şehrin içinde dağınık vaziyette bulunmaktadır.</p>
<p>Çanakkale ili Balıkesir, Tekirdağ ve Edirne ile kuşatılmıştır. Çanakkale ilinin Marmara deniziyle Ege denizinde de sınırı vardır.Ege denizinde de sınırları vardır.Ege denizinde bulunan Türkiye’nin en büyük adası olan Gökçeada ile üçüncü büyük adası olan Bozcaada bu ilin sınırları içindedir.Çanakkale ili;</p>
<p>Ayvacık,Bayramiç,Biga,Bozcaada,Çan,Eceabat,Ezine,Gelibolu,Gökçeada,Lapseki ve Yenice olmak üzere on üç ilçeye ve otuz iki bucağa ayrılmış olup 9737 km(kare) genişliğindeki topraklarında 585 köy bulunmaktadır.İlin 1990 sayımına göre nüfusu 432.263 nüfus yoğunluğu ise 44 idi.</p>
<p>1992 yılında açılan üniversite kentin yaşamını değiştirir.Sokakları emeklilerden çok genç nüfus doldurur.Konut açığı had safhaya ulaşır.Bu dönemde çevre ile ilçe ve köylerden göç hızlanır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.17canakkale.net/canakkale_tarihi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
